23 September 2010

Tatil (2)

Tatilin başından beri yaptıklarımdan (artık bilgisayarım var,  arada güncelleyebileceğim dememe rağmen) ancak bahsetme şansım oluyor. İstanbul'a 21'i akşamı geldim; iki gün önce denizde yüzüp güneşlenirken birden evde eşofman ve çoraplarla gezmek zorunda kalmak pek güzel olmadı. Çam ağaçlarının uğultularından şehir gürültüsüne gelmek ise hiç güzel olmadı.

Öncelikle Ağustos başında ailemle Bodrum'a, daha sonra da Ağustos'un 10'u gibi Dünya Windsurf Şampiyonası'nı izlemek için dayımla Alaçatı'ya gittim. Alaçatı'yı en son 2008 Mayıs ayında görmüştüm ve çok beğenmiştim ancak yaz sezonunun ortasında hiç de güzel değildi (surf okullarının bulunduğu kısımdan bahsediyorum). Bir kere heryer çöp içindeydi ve etraf garip "görgüsüz-zengin" insanlarla doluydu. Plajında yattıkları lüks görünümlü restaurantın, biraz ötede çöplerinin denizde yüzdüğünü görseler ne derlerdi bilmiyorum... Her neyse. 

Bir türlü rüzgar çıkmadığı için yarışlar malesef yapılamadı. Geçen yıl da Fransa Défi Wind'de yine rüzgar çıkmadığı için yarışları izleyemeyen dayım iyice sinir oldu. Final gününü beklemeden oradan ayrılıp önce Karaburun taraflarını gezdik, sonra da Bodrum'a geri döndük. O günden sonra zamanımı sabah 9'da denize inip öğlende eve dönmek, uyumak, kitap okumak, yemek yemek, skeç yapmak, kısacası yatmak ile geçirdim. 

Turgutreis'te yaz aylarında marinada el sanatları standları kuruluyor, biz de yazları mutlaka ziyaret ediyoruz. Favorim, artık kumaşlardan oyuncaklar diken bir hanımın standı. Kendisinden geçen yıl kedi-yastık almıştım bu sene de basma kedi aldım. Çok cici =)

Ağustos sonunda ailem, 1 aylık bir Orta Doğu ve Mısır gezisi için Bodrum'dan ayrıldı. Tarihi yerleri çok gezmeyeceklerini iyi bildiğimden (ve tabiki karavanda kalabalık kalmayı sevmediğimden) onlarla gitmeyip Bodrum'da kaldım.  Yaz tatillerini yalnız geçirmek zaten alışkanlığım oldu. Ailem gittikten sonra çoğunlukla evde vakit geçirdim. Niye bilmiyorum, yazdan sonbahara geçişte Bodrum'un biraz yavan bir tadı oluyor. Ancak Eylül'ün ortalarından sonra hava inanılmaz güzelleşti, okulların açılmasıyla sahillerde kimseler de kalmadı. Kısacası mükemmeldi =) Yağmur yağsın çok istedim ama yağmadı bir türlü.

Bayram tatilinde İstanbul'dan yakın arkadaşlarımı misafir ettim. Artık kendi kendime konuşmaya başlamıştım, iyi oldu =) Bodrum'a tamamen kafa dinlemeye gittiğim için orada arkadaşlık ettiğim hiç kimse yok; plajın ıssız bir köşesinde tek başıma oturup kitap okumayı daha çekici buluyorum açıkçası.


Devamlı da boş durmadım tabi ki, arada çalıştım da; hayvan sevgisi ile ilgili çok cici bir çocuk hikayesi resimledim. Bundan önceki iki blog girdisini de hikayeyi göndermek için internete girdiğim sıralarda yayınlamıştım. Bir internetkolik olarak, iş haricinde bu yaz internet hastalığım hiç nüksetmedi hayret!


Bir süre sonra yapacak yeni birşey hiç kalmayınca ve Middle-earth fazla gelmeye başlayınca televizyona sardım; sinir olduğum birkaç dizi harici izlemediğim Türk dizisi kalmadı =)


Arada ne kadar sıkılsam da, aslında zorunlu olmasaydım (ve tabi Yemek Sepeti olsaydı!) bu sene İstanbul'a hiç dönmezdim. 

No comments:

Post a Comment